Mart 27, 2010

İlginç buluşlar.

Biraz da dekorasyon.

bi evde mutlaka bulunması gereken şey 'kitaplık' .



ne kadar hoş.

şu duvardaki giysiye benzer şey saat ve odaya kattığı havaya bakar mısınız?

Rodrigo'nun Gitar Konçertosu




http://www.youtube.com/watch?v=4M1FCcpYNNw

Kesinlikle dinlemelisiniz. Klasik müzik deyince aklıma gelen ilk sanat eseri.

Bu Da Benim İçin Olsun.

Bir Kadını Ağlatmak - Aziz Nesin

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya… En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli… Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.

İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.

Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan…

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o zaman niye sarılsınlar ki!

Niye sarılalım ki!

Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.

Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.

Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.

Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

Senden Sonra..



"Uzun ve soğuk bir kış oldu
Yoğun bir fırtına sessizce durdu
Artık birçok şeyi daha net anlıyorum
Hiçbirşey nedensiz yitip gitmez görüyorum
Senden sonra birçok şey karanlıkta
Senden sonra koca bir yalan aslında

Göğsümde bir kurşun yarası gibi taşıdım ismini
Gözümde bir okyanusun dibi unutturdun sevilmeyi
Senden sonra birçok şey karanlıkta
Senden sonra koca bir yalan aslında"


Anemi grubunun çok sevdiğim bir şarkısıdır "senden sonra". Uzun zamandır dinlememiştim. Bilgisayarımı karıştırırken birden buluverdim. Sonra bu grubu keşfettiğim tarihi hatırladım. '18 mart 2009'. Nasıl mı hatırlayabiliyorum tarihi? O tarihin izi var çünkü kalbimde... Nasıl da merhem niteliğinde gelmişti sözleri... Nasıl da ağlamıştım tüm gece... Ve ertesi birkaç gün... Şimdi baktım tarihe 27 mart... 23 martı çoktan geçmişiz... O gün benim için çok çok çok önemli bir tarihti ama o gün aklıma bile gelmemiş benim. Unutmak denilen şey var ya; aslında ne kadar çabalarsanız çabalayın çabaladıkça daha çok bağlanıyorsunuz unutmak istediğinize. Unutmak için yapmanız gereken tek şey;zamana bırakmak. Acınızı,yasınızı,aşkınızı doya doya yaşamak. Eğer yaşamanız gereken şeyleri yaşamazsanız asla unutamazsınız. Ama hepsini doya doya yaşadığınız taktidirde gün gelir ve bir bakmışsınız gerçekten unutmuşsunuz! Sanırım benim miladım dolmuş. Acımı da yasımı da aşkımı da doya doya yaşamışım. Baksanıza 23 mart 2009 u bile hatırlamamışım! Oysa ki ne de heyecanlydım  o gün. Ne de şaşkındım... Bir bakış nasıl da yıkmıştı beni, nasıl da dağılmıştım o gün? Çikolata yeme isteğim ilk defa beni bu kadar şaşkın bir hale düşürmüştü.
Ahhh aşk! Bay Aşk... Ne de sevmiştim seni. 

Hayatınızda Bir Doktor Olması İçin 20 Neden. Hahaha.


1. Alet kullanırlar(steteskop)

2. Yoğun işleri yüzünden istemediğiniz zaman görmezsiniz

3. Ücretsiz tıbbi danısmanlık alırsınız(kim istemez ki)

4. Gazete ve televizyondaki saçma sapan tıbbi programlardan nem kapmanıza gerek kalmaz

5. Akıllıdırlar!!!!!

6. Anatomiyi iyi bilirler

7. Çılgın partilerin insanlarıdırlar

8 . Küçükken oynadığınız doktorculuğun gerçeğini oynayabilirsiniz

9. İyi bir dinleyicidirler!!

10. Ne hissettiğinizi anlayabilirler!!

11. Her zaman anlatacakları ilginç hikayeleri vardır.

12. Ağlamak üzereyken size yeni bir şey önerebilirler(refleks olarak).

13. isterseniz butun gece ayakta tutabilirsiniz!!(nobetlerden dolayı alıskınlar).

14. Spor salonunda anatomi bilgileriyle yardımcı olabilirler.

15. Onunla beraberken asla aç kalmazsınız(cebinde mutlaka parası vardır,yoksa bile tanıdığı bir lokanta vardır)

16. Ücretsiz ilaç temin edebilirsiniz

17. Kolay kolay şok olmazlar

18. Ne duymak istediğinizi bilirler!!

19. Gözlemlerine güvenebilirsiniz!!

20. Gece yarısı arasanız bile normal karşılayacak kaç dostunuz var?

İstiklal Caddesi



Alnımdan akan ter
Sana hiç değmedi
Gözümden damlayan yaş
Denizi bulmadı.

Bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce
Hiç sana çıkmadı.
Sadece yarım saat tutuştuk elele
O saat durmadı.

Düşünüyorum,
Ne kadar sevmiş olabilirim?
Düşünüyorum,
Sen ben gece ve bir yol.
Başka birşey
Yok elimde hafizamda.
Düşünüyorum,
Ne kadar yer etmiş olabilir ?

İstiklal caddesi kadar.
İstiklal caddesi kadar.

Anları birer birer
Topladım sakladım.
Tarihin ortasında
Gelecek aradım.

Hücreme girdin,dokundun hucrelerime
Buluttum,damladım
Cümleler kactı dagıldı dört bir tarafa,
Sadece noktayım.

Düşünüyorum,
Ne kadar sevmiş olabilirim?
Düşünüyorum,
Sen,ben,gece ve bir yol
Başka birşey
Yok elimde hafızamda
Düşünüyorum,
Ne kadar yer etmiş olabilir ?

İstiklal caddesi kadar...
İstiklal caddesi kadar...

İstanbul.


"Islak kirpikleriyle gece yarısından sonraki İstanbul’a dalgın dalgın baktı. Evet, büyük, güzel, çok güzel bir şehirdi İstanbul. Uçurum kenarlarında bitmiş göz alıcı çiçekler gibi. İnsanı kendine çekiyor, sonra da uçuruma yuvarlanışına sadece bakıyordu"
Orhan Kemal (Kötü Yol)

Müjdat Gezen




Ne de başarılı bir tiyatrocudur kendileri. Her şekilde saygı duyuyorum ona.

Dünya Tiyatrolar Günü



1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü, 1961 yılında aldığı bir kararla 27 Mart gününü Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul etti. Bu enstitüye üye ülkeler, her 27 Mart gününü Tiyatro Bayramı olarak kutlamaktadır. 





"Ti
yatro olmasaydı, insanoğlu çok eksik, çok güdük kalırdı."
                                                                                             Haldun Taner

Mart 26, 2010

Bakır Saç Rengi.



Şu saç rengine bakın ne kadar da tatlı değil mi? Ben hayatınızda görebileceğiniz en beyaz tenli insanlardan biriyim. Yakışmaz mı sizce bana bu renk?

Çikolataaaaaaaaa (:



Ölürümmmm. Böyle klavyeye can kurban! Yerim ben bunu,yer!

Son Ders...



Hayatta söylemek istediklerini, duygularını erteleme.Çünkü hayat planladığın gibi gitmeyebilir, yarın hiç olmayabilir.


Memento


"Onu unutmam gerektiğini bir türlü unutamıyorum.."

Bay AŞK'a...

Tha Wedding Date





"Tanışmamış olsaydık bile özlerdim seni.."


A Walk To Remember


Bizim aşkımız rüzgâr gibi, göremiyorum ama hissedebiliyorum..



"Her Eve Lazım" Ece'nin Objektifinden...

Senden Önce...

SENDEN ÖNCE

Rutindim senden önce
Aynıydı günümün doğuşu batışı
Farkı yoktu birbinden gnlerin
Doruklarında olmasamda
Mutluydum kendime göre
Ağlamazdım senden önce
Yaş dökmezdim bu kadar
Dalıp gitmezdi gözlerim öylece
Beklemezdim kimseyi çaresizce
"Belki gelir" diye..
Keşkelerm yoktu senden önce
Belkiler kurcalamazdı kafamı
Senden önceydi bunların hepsi
Senden önce...
Sonbaharda düşen yapraklar umutlarm değildi
Hayallerim uzak gelmezdi bana
Siyah değildi rengim önceleri
Giderken alıp götürdün tüm renklerimi..
Giderken alıp götürdüm tüm bnliğimi..
Senden önce'lerimi götürdün giderken....

Dilara Ş.
Mart 2009

Ece'me...


Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini
bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında;
sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem
olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde
serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.

Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de
bunun iyilikten olduğunu bilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş..
Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında
birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya;

yenildik sayılmayız' diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir
yazıyı
yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
'Bunu da aşacağız! İmza: Bir dost!...'

Can Dündar

Waowwww.

(L)


İlk gördüğüm an bu resmi bakakaldım öylece. Ne harika bi resim tablo gibi...
Ne kadar sade ama şık bir oda...
Ne romantik bir ortam...
Ne güzel şiirler yazılır burada!
Ya da ne güzel oturulur sevgilinin gözlerinde kaybolarak...

Bayıldım!

Kelebeğin 1 Günlük Ömrünü Biz Tüketmeyelim!


Kelebek sistem diye bi zımbırtı varmış. Tüm okuldaki sınıfları ve dönemleri karıp belli sınıfta belli sırada müdürün yerleştirdiği biçimde oturuyormuşsun.

9-10
11- 12
9-10
11-12
.
.
.
.
şeklinde devam eden bir oturma şekli. Kopya çekmeyi engelleyen bi sistem.Yeni gelen müdür amca okulda her şeyi değiştirdiği gibi buna da el attı. Pff sevmedik ama biz bu sistemi ya :/

Kopya!


Ben diyeyim felsefe, siz diyin psikoloji kopyaları...
Saatlerce oturup bu "sanat eserini" hazırlamak için emek harcadı.
Lanet olsun çok güzeller.
Ahh... Bir de sınavlar da işe yarasalar...

Özledim...



özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

Can Yücel

Huzur..


Ne kadar güzel bi tablodur bu böyle. Böyle bir huzura ihtiyacım var sanırsam.

Adı koyulmamış hiçbir şeyin gerçek anlamda var olduğuna ikna olamayan bir kalbin sahibiydim ben. Hayata kelimelerle hükmeden biriydim ben.Var olanla yok olan arasında fark bir isim. Onunla başlayan hayatımı, onun ismini bilmekle başlamak istedim.

Varlığına dair, nefti gölgeli bir tütsü-buhur dükkanında, bana gösterdiklerinin dışında, hiçbir bilgiye sahip değilken sevmiştim onu. Başka bir şeyi değil, ateşe düşeceği ana kadar hiçbir şeyi merak etmeyerek sevmeyi bilen kalbimin bütün sükûnetiyle sadece onun ismini merak ettim ben.
....
Aklımla kalbimin, hâlimle sözümün, teslimiyetimle ve vehmimin arasında kaldım ben. Aklımı gösteren ismimle aşkımı gösteren ateş arasına düştüm, o uçurumda yittim ben. Aynı anda iki şey olunamadığı için aşkın saltanatında, o uçurumda yitirdim ben....

Mart 13, 2010



Sonra
çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca
adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde.
Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup
sende.




Can Dündar

Mart 12, 2010



...Ben güçlü zannedilen güçsüz küçük kız,
İtiraf ediyorum;
Masallara inanmam derken
Masal gibi bir aşk bekledim...

Mart 10, 2010




Ben onu çok severmişim ki... En birinci o olmuş benim gönlümde.

Ahh ölürüm sizee..


MusicPlaylistView Profile
Create a playlist at MixPod.com